8 Ocak 2013 Salı

SUNİ SANCI NEDİR, NE ZAMAN VERİLİR ?

  dogum hesaplama,    kadın doğum istanbul,    sezeryanli dogum,    yeni doğan bebek hastalıkları,

SUNİ SANCI NEDİR, NE ZAMAN VERİLİR ?
 Çoğu hamile kadın için doğum doğal olarak başlar. Fakat bazı hamileliklerde doğumu başlatmak için çeşitli ilaçlar kullanılması gereklidir.

Eğer anne karnındaki bebek içerde büyüyemiyorsa dışarda durması, içerde durmasında çok daha yararlı olacaktır. Diğer bir başka durumda ise hamilelik dönemi gecikmiş anneler için uygulanır. Mesela 41. ya da 42. haftaya gelinmiş ve hala anne sancılanmamışsa bebeğin suni sancıyla doğurtulması son derece normal bir durumdur.

Doğumu başlatmak için serum yoluyla oxytocin verilerek sancılar başlatılabilir. Gene başlamazsa bu sefer vajinaya direkt olarak prostaglandin tableti konulabilir, ya da o bölgeye aynı ilacın jeli uygulanabilir. Bu iki kullanımda da cervix yumuşar ve değişir, 12 saat sonra oxytocin uygulandığında da cervix kolayca genişler.

Çoğu zaman bu uygulamalar bütün gece sürebilir. 12 saatlik bir süre çok normaldir. Su kesesinin patlatılması da doğumun başlamasına yardımcı olur. Sancılar başlar ve giderek şiddetlenir. Suni sancıyla başlatılan doğumlarda risk tabii ki vardır. Bunlardan en sık görüleni vajinal doğum yerine sezeryan doğumdur. Bazen de bu sancılar çok şiddetli bir hal alarak anne ve bebek için tehlikeli bir hale gelebilir.

Doktorlar genelde suni sancıyla başlatılan doğumlardan kaçınıyorlar çünkü bunların çoğu sezeryanla sonuçlanabiliyor. Tabii bazı durumlarda bu şart oluyor. Mesela bebeğin günü geçtiğinde ve hala doğum başlamadığında çocuk için bu durum çok tehlikeli olabiliyor. Doğum nasıl olursa olsun en önemli olan bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelebilmesi. İşte bunun içinde doktorlar bu gibi durumlarda bu 2 seçenek arasında karar vermek zorunda kalıyorlar.

SEZARYAN DOĞUM

  canli normal dogum,    istanbul kadın doğum,    jinekoloji hastalıkları,    doğum anı fotoğrafları,


SEZARYAN DOĞUM
 Sezaryen kararı verilebilmesi için bazı zorunlu durumlar olduğunu daha önce açıklamıştık. Bu karar gebelik sırasında verilebildiği gibi, doğumun başlatılma girişimlerinin başarısız olması sonunda ve doğum başladıktan sonra da verilebilir.

Doğumun Başlatılma Girişimlerinin Başarısız Olması Durumunda;

Suni sancı uygulaması doğum eylemini başlatma da başarısız olduğunda doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Suni sancı en sık miyat geçmesinde uygulanır. Anne hayatının yada bebek hayatının tehlikede olduğu durumlar da (ağır preeklampsi ve bebeğin sıkıntıda olduğu durumlar gibi) bebek miyadında olmasa bile suni sancı ile doğum eylemi başlatılmaya çalışılır.

Doğum Eylemi Başladıktan Sonra Sezaryen Kararı Verdiren Durumlar;
Düzenli olarak doktor kontrollerine giden anne adaylarında anlatılan durumlar söz konusu olduğunda doğum eyleminin başlaması beklenmez ve sezaryen ile doğum gerçekleşir. Halbuki anne adaylarının büyük kısmında yukarıdaki anlatılan durumlar söz konusu değildir ve bu anne adaylarının doğum olarak doğum eylemine girmeleri beklenir.
Ancak doğum eylemi esnasında aşağıda anlatılan beklenmeyen durumlar söz konusu olduğunda doğum eylemi yarıda kesilerek sezaryen ile doğum kararı verilir.

Doğum eyleminin birinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar:
Düzenli olarak gebelik muayenelerine gittiniz ve hiçbir problem saptanmadı. Doğum eylemi başladı.Henüz rahim ağzında açılma tam değil, sancılar devam ediyor.

Şu durumlarda sezaryen gereklidir;
Doğum kanalına girişte sorun olursa;
Bebek doğum kanalına artkafa bölgesinin kılavuzluğunda girer. Böyle bir giriş başın en ufak çevresinin doğum kanalına girmesini sağladığından kanal içinde en rahat şekilde ilerlemeyi garantiler. Ancak ender durumlarda bebeğin başının kanala giren ilk kısmı artkafa dışında bir bölge olur. Bu tür durumlarda kanala giren kısmın çevresi artkafa ile girişten daha büyük olur ve doğum kanalında ilerleme zorlaşır veya imkansız hale gelir.
Bebek yüz bölgesinin kılavuzluğunda doğum kanalına girdiğinde doğum eylemi yavaş da olsa ilerler ve bu şekilde yüz gelişiyle doğum mümkün olabilir.
Yüz gelişi dışında kalan şekillerde doğum eylemi ya çok yavaş seyreder yada vajinal yoldan doğum imkansız hale gelir.
Doğumu imkansız kılan geliş şekillerinden en sık görülenler alın girişi ve yüksekte düz duruş adı verilenlerdir. Doğum kanalına ilk olarak alın bölgesini sokmaya çalışan bir bebeğin bu haliyle doğum kanalına ilerlemesi mümkün değildir zira bu girişle doğum kanalına başın en büyük çevresi sokulmaya çalışılmaktadır.

Yüksekte düz duruş adı verilen durumda da bebek doğum kanalına girmeye niyetli değildir, herhangi bir nedenle doğum kanalına giriş gerçekleşememiştir.

Doğum kanalına giren kılavuz nokta genellikle doğum eylemi başladığında yapılan ilk muayenede belirlenir. Bu muayenede doğum eyleminin ilerlemesine engel olacak bir geliş şekli saptandığında ilerlemeyecek bir doğum eylemini sürdürmek yerine doktor doğumu sezaryenle gerçekleştirme yönünde karar verir.

Birinci evrenin uzaması
Rahim ağzındaki açıklık uygun şekilde ilerlemediğinde durum değerlendirmesi yapılır. Rahim kasılmaları zayıflamışsa yada düzensizleşmişse ve bunun için bir neden bulunmuyorsa anne adayına durumu gidermek amacıyla damardan rahim kasılmalarını düzene sokmak amacıyla oksitosin hormonu verilir.
Yeterli dozda oksitosine rağmen kasılmalar düzene girmiyorsa ve rahim ağzı açıklığı ilerlemiyorsa sezaryene karar verilir.Bu durumlarda rahim kasının bir zayıflığı söz konusudur ve uyarıcı ilaca cevap verememektedir.

Kasılmalar düzenli olmasına hatta normalden daha kuvvetli olmasına rağmen rahim ağzındaki açıklığın ilerlememesi bebeğin doğum kanalına uygun olmayan bir şekilde girmeye çalışmasına bağlı olabilir. Yine anne adayının çatı yapısının bebeğe göre nispeten dar” olduğu durumlarda da düzenli kasılmalara rağmen açıklık ilerlemez. Bu durum doğumhaneye ilk girişte yapılan ilk muayenede genellikle teşhis edilebilmesine karşın, bazı durumlarda doğum eyleminin ilerlememesiyle kendini gösterebilir.
Hangi nedene bağlı olursa olsun doğum eyleminin başladıktan sonra ilerlemesi ve durumu gidermeye yinelik yapılan girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması sezaryen ile doğum için bir neden teşkil eder.

Bebekte sıkıntı ortaya çıkması
Birinci evrede bebeğin kalp sesleri düzenli olarak dinlenir. Herhangi bir aşamada bebeğin kalp seslerinde bozulma saptandığında öncelikle bu durum anne adayı sol yanına yatırılarak, oksijen ve sıvı verilerek giderilmeye çalışılır.

Bebekte saptanan sıkıntı normal vajina doğumu beklemeyecek kadar ağırsa ve önlemlerle düzelmiyorsa doğum sezaryenle gerçekleştirilir.

Kordon sarkması
Makat ile doğumda daha sık rastlanan bir durumdur. Bazen de baş gelişinde su kesesinin kendiliğinden açıldığı durumlarda yada doktor tarafından açılması durumunda kordon vajinadan dışarı sarkarak etraf dokular tarafından baskıya uğrayabilir.

Kordon sarkması, bebeğe giden oksijenin azalmasına neden olan bir durum olduğundan doğumun dakikalar içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği ender durumlardan biridir. Acil sezaryen uygulanır.

Plasentanın erken ayrılmasına bağlı aşırı kanama ve/veya bebeğin bu duruma bağlı olarak sıkıntıya girmesi;

Plasenta erken ayrıldığında ayrılmanın şiddetine göre anne adayında vajinal kanama ve/veya bebekte sıkıntı bulguları ortaya çıkar. Anne hayatı kanama nedeniyle, bebek hayatı da girdiği sıkıntı nedeniyle tehlikeye girdiğinde doğum sezaryen ile gerçekleştirilir.


Doğum eyleminin ikinci evresinde sezaryen kararı verdiren durumlar;
Bebeğin doğum kanalında sıkışması
Bebek başının doğum kanalının tam ortasında yer alan dikensi çıkıntıları aşmak için ön-arka doğrultuda olması gerekir. Bu dönüşü başaramaz ve baş yatay konumunda bu dikensi çıkıntılara ulaşırsa burayı aşması oldukça zor olur. Derinde yatay duruşu adı verilen bu nadir durumda sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.

Vakum/forseps uygulamasının başarısız olması
İkinci evrede bazı durumlarda vakum uygulamak gerekebilir. Vakum uygulaması ile doğum gerçekleştirilemediğinde sezaryen uygulanır. Acil sezaryen demek, bebeğin yada anne hayatının tehlike altında olması nedeniyle kısa süre içinde bebeğin doğurtulması demektir. Bu süre kordon sarkması gibi çok acil durumlarda dakikalarla ifade edilebilir. Bu durumlarda ameliyat ekibinin hızla toparlanması, anestezinin hızla verilmesi ve bebeğin hızla doğurtulması gerekir. Anestezi ve ameliyata ilgili istenmeyen durumların en sık oluştuğu durumlar bu acil durumlardır. Diğer acil sezaryen şekillerinde ise sezaryene bağlı istenmeyen durumlar engellemek için yeterli süre genellikle vardır. Sezaryen operasyonunun kendisinden ve anesteziden kaynaklanan istenmeyen durumlar ise planlı olarak uygulanan operasyonlardır. Ancak günümüzde anestezi teknolojisi ve ameliyat ekibinin tecrübesiyle en acil ameliyatlar bile başarılı bir şekilde sonuçlanmaktadır.

SEZERYAN NASIL YAPILIR ?

  normal dogum videosu,    kadının dogumu,    bakırköy doğum evi,    doğum günü fotoğrafçısı,

SEZERYAN NASIL YAPILIR ?
 Anestezi uzmanı tarafından epidural ya da spinal anestezi uygulanır. Eğer uygulama sırasında ayıksanız bebeği doğar doğmaz görebilirsiniz!

Karın duvarından ve rahimden ensizyon yapılır.
Rahim duvarı kesilir, sonra da bebeği taşıyan amniotik kese ile plasenta kesilir.
Önce bebek ardından plasenta alınır.
Rahim, dikiş ile tabaka tabaka kapatılır.
Karnın kalanı da dikişle kapatılır.

Geçmişte rahmin orta kısmında gerçekleştirilen sezaryede bugün artık rahmin alt kısmı kesilmektedir. Bir başka sezaryen türü olan T-ensizyon, bebeğin çıkabilmesi için daha çok yer sağlar.

Sezaryen yaptırmanın avantajları ve dezavantajları
Avantajlar: Sezaryen yaptırmanın en büyük avantajı sağlıklı bir doğum sağlaması ve bebek açısından daha rahat olmasıdır. Özellikle bebeğin annenin kemik yapısına oranla daha iri olduğu durumlarda sağlıklı doğum yapmanın tek yolu sezaryen olabilir. Genellikle bir kadının, bebeğin geçip geçemeyeceğinin anlaşılması için önce doğum sancılarının başlaması gerekir.

Dezavantajlar: Büyük bir ameliyattır ve diğer ameliyatların bütün risklerini taşır. Riskler arasında enfeksiyon, kanama, kan kaybına bağlı şok, pıhtılaşma ihtimali ve diğer organların zarar görmesi vb. yer alır. Birkaç gün de hastanede kalınmasını gerektirir. Sezaryen doğumdan sonra iyileşmek normal doğumdan sonra iyileşmekten daha fazla zaman alır. Sezaryen doğumdan sonraki iyileşme süresi genellikle 4-6 haftadır.

Sezaryen yapılacağı baştan kestirilebilir mi?
Doğumdan önce sezaryen yaptırıp yaptırmayacağınızı bilmeniz son derece iyi bir durumdur. Böylelikle doğum sancısı çekmek durumunda kalmazsınız. Ancak sezaryen doğum yaptırmak zorunda kalan birçok kadın bunu son anda öğrenir. Ne yazık ki genellikle birkaç nedenden dolayı doğum sancısını ve kasılmaları beklemek gerekir. Ve çoğunlukla bebeğin doğum kanalına sığıp sığmayacağını önceden belirlemek çok zordur.




NORMAL DOĞUM EVRELERİ


 normal dogum izleme,    kadin dogumu,    doğum ameliyatı izle,    filin doğum videosu,


 NORMAL DOĞUM EVRELERİ

Doğum olayı birbirini takip eden 3 devreye ayrılır.
I. Devre: Genişleme devresi de denilen bu devre, gerçek doğum ağrılarının belirmesiyle başlar. Rahim ağzının tam olarak açılmasıyla son bulur. Başlangıçta 2 milimetre olan rahim ağzı açıklığı kasılmalar sayesinde 10 santimetreye ulaşır. Bu devre ilk doğumlarda 12, birden sonraki doğumlarda ise 6 saattir. Kasılmalara gerçek doğum vasfı kazandıran nitelik, ağrı duyusuyla beraber oluşudur. Rahim kasılmaları başlangıçta 15-20 dakikada bir gelmek üzere başlar ve takriben 15-20 saniye sürer. Başlangıçta bel ve kuyruk sokumunda duyulan ağrı zamanla aşağılara iner. Birinci devre sonunda ağrılar 2-3 dakika arayla gelip 40-60 saniye sürer.

Doğum ağrılarının başlama mekanizması:
Zamanı gelen bir gebelikte doğum ağrılarının ne şekilde başladığı problemi henüz karanlığını muhafaza etmektedir. Bununla beraber bu kompleks mekanizmada tek bir faktörden ziyade bir seri faktörlerin birbiri üzerine etkisinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bu etkide hormonal, kimyevi, mekanik ve nöropsişik faktörler mesuldür.

Birinci devrenin sonunda tamamen yumuşayan rahim ağzında genişleme tamamlanarak bebeğin geçeceği çapa erişir. Bu esnada amnion kesesi de artan basınç neticesinde en zayıf yerinden yırtılır ve su dışarı akar.

II. Devre: Rahim boynunun genişlemesinin tamamlandığı andan başlayan bu devre bebeğin doğumuna kadar devam eder ve bebeğin dışarı atılmasını hedef alır. Bu sebeple buna “atılma dönemi” de denir. İkinci devre ilk doğumda, iki saat, birden sonraki doğumlarda ise 20-30 dakika kadar sürer. Ağrıları su kesesinin yırtılmasını takiben kısa bir süre hafifler, müteakiben bebeğin doğum kanalına girmesiyle daha da şiddetlenir. Doğum ağrıları ile akıntı hissinin refleks olarak meydana getirdiği karın adalelerinin kasılmaları aynı anda vuku bulur. Bu uyuşma temin edilmezse iradi karın adalelerinin kasılmalarından istenilen sonuç alınamadığı gibi, gebe kadın boşuna ve lüzumsuz yere yorulmuş olur.

Çocuk normalde sol yanına yatmış başını gövdesine dayamış dizlerini karnına birleştirmiş olarak bulunur ve önce başın en tepesi çıkar. Kadında doğum mekanizması dik duruş sebebiyle çok kompleks bir özellik gösterir. Çocuğun dışarı atılması için vücut ve bebek bir çok seri hareket yapar. Bu hareketler kademeleriyle birlikte bilinmektedir. Fakat ne gibi faktörlerin etkisiyle meydana geldiği ve sebepleri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu olay öyle programlanmış ve düzenlenmiştir ki, dışarıdan hiçbir müdahaleye fırsat kalmadan bebek doğar. Bebeğin anne karnındaki duruşu ve doğum esnasındaki hareketlerinde meydana gelecek en küçük değişiklik doğumu imkansızlaştırır veya çok zorlaştırır. Aynı zamanda bebek ve anne ölümlerine sebebiylet verebilir. Bu sebeple bu muazzam hadise ve basamaklarını planlayan birinin mevcut olması selim akılların kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; doğumda çocuğun dışarı çıkması için yapmış olduğu başın öne eğilmesi vücudun ise dönmesi, gerilmesi, dışa dönmesi ve başın arkaya gitmesi ve sonra yana dönmesi harika hareketlerdir. Başın gövdeye eğilip en üst kısmıyla doğum kanalına girmesi normal doğum için kat’i olarak lazım olan bir şarttır. Bu baş hareketindeki en küçük değişme başın doğum kanalına girmesine müsaade etmez.

Yeni Doğan Bebeğin İlk Bakımı
Bebek doğar doğmaz ayaklarından tutulmak suretiyle baş aşağı pozisyonda ağzı steril bir gazlı bezle veya pamukla silinerek mukus dışarı alınmalıdır. Bundan sonra göbek kordonunun kesilmesi ve bağlanmasına sıra gelir. 2 santim aralıkla iki pensle göbek kordunu iki taraftan kapatılır. Arasından makasla kesilir. Sonra bebeğin karın derisine 2 santim uzaklıktaki bölümü temiz, steril bir ipek veya keten şeritle bağlanır. Bağlamanın bir santim üzerinden ikinci bir bağlama yapılmalıdır. Bilahare kesik uca antiseptik bir solüsyon (mersol) sürülerek steril bir gazlı bezle kapatılır.

Daha sonra bebeğin durumu; rengi, solunumu, kalp atımı, adale kuvveti, refleksleri bakımından değerlendirilir. Herhangi bir bozukluk varsa küvöze konulur. Yeni doğan bebeğin gözlerinin bakımı için % 1’lik gümüş nitrat solüsyonundan birer damla damlatılması kanuni mecburiyettir. Derinin bakımı için önce steril kompreslerle silmek kafidir. 2 ve 3. günlerde tahriş etmeyen antiseptikli ılık banyolarda kirlerini almak oldukça faydalıdır.

III. Devre: Plasentanın (bebeğin eşi) çıkışıdır. Bebeğin doğumunu müteakib 3-5 dakika istirahate geçen rahimde kasılmalar tekrar başlar. Kasılmalar neticesinde plasenta tutunduğu yerden ayrılır. Bu genellikle 10-20 dakika kadar sürer. Burada en önemli husus rahimin kasılmalarını ve plasentanın kendiliğinden ayrılmasını kesin olarak beklemektir. Erken olsun diye tutulup çıkarılmaya çalışılırsa, rahimin içi dışına döner ve çok tehlikeli bir durum meydana gelmiş olur. Bebeğin doğumundan sonra hafif bir kan fışkırması ve kordonun bir miktar aşağıya sarkması plasentanın ayrıldığını gösteren belirtilerdir. Doğumun üçüncü devresinde 100-300 cm3lük bir kanama olur. Bu genellikle normal kabul edilir ve bir tedavi icab ettirmez.

  
 

HANGİ DOĞUM DAHA SAĞLIKLI ?

  normal dogum izleme,    kadin dogumu,    doğum ameliyatı izle,    filin doğum videosu,

HANGİ DOĞUM DAHA SAĞLIKLI ?
 Türkiye’de kadınların yüzde 80’i sezaryenle doğum yapıyor. ABD’de ise bu oran sadece yüzde 20. Doktorlar kadınların sezaryeni tercih etme nedeni olarak korkuyu gösteriyor. Sağlık ve maliyet açısından bakıldığında normal doğum sezaryene göre çok daha avantajlı.
Memorial Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Arzu Özgeneci, yurtdışında hamilelik eğitim programlarının bulunması, sezaryenin sigorta kapsamı dışında olmasının normal doğumun tercih edilmesinde etkili olduğunu söyledi. Hamileliğin altıncı ayında başlayıp iki ay süren eğitim programlarına anne ve babanın gitmesini öneren Özgeneci, “Bu kurslarda anne ve babanın bilmesi gereken her şey öğretiliyor. İnsan neyle karşı karşıya olduğunu bilir ve bilgilenirse korkuları da azalıyor. Normal doğumda anestezi uygulamasıyla annenin ağrıları da azaltılıyor. Türkiye’de farkındalık düzeyinin artması, teknolojinin gelişmesiyle normal doğumlarda artış var, ama bu yeterli değil” diye konuştu.

NEDEN SEZARYEN?
Sezaryene büyük bir ameliyat gibi bakılması gerektiği belirtilirken anne ve bebeğin koşullarının uygun olması halinde normal doğum yapılması öneriliyor. Bazı anne ve babalar çocuğun burcunun istedikleri gibi olması için veya doğumu daha önceden belirledikleri özel bir güne denk getirmek için sezaryene başvurabiliyor. Bunların yanı sıra bazı fiziksel koşullar da doğumun sezaryen yöntemiyle olmasını zorunlu kılıyor. Normal doğumda başı aşağıya doğru olması gereken bebek yan veya çapraz dönmüşse ya da bebeğin ağırlığı dört kilodan fazlaysa sezaryen kaçınılmaz oluyor. Anne açısından bakıldığında da sezaryenin gerekli olduğu durumlar bulunuyor. Örneğin bel fıtığı, kalp ve beyin rahatsızlığı bulunan anne adayları da sezaryen yöntemiyle doğurtuluyor. Bu tür durumlarda normal doğumda diretmek hem annenin hem de bebeğin sağlığını, hatta hayatını bile tehlikeye atmak demek.

NORMAL DOĞUMUN AVANTAJI
Sezaryenin hem annenin hem de bebeğin anestezi almak olduğunun unutulmaması gerektiğini belirten Dr. Arzu Özgeneci, normal yolla doğumun avantajlarını şöyle sıraladı: “Bebek annenin karnındayken, su içinde yüzer pozisyondadır ve bu nedenle akciğerleri suyla dolmuştur. Normal doğumda önce bebeğin kafası, ardından basınçla göğüs kafesi çıkar. Bu sırada bebeğin ciğerlerindeki sıvı boşalır ve ağlamaya başlar. Ağlamayla birlikte akciğerlere hava gider. Oysa sezaryende basınç olmadığı için bebek ciğerlerindeki suyu atmadan doğuyor. Sezaryenle doğan bebek, normal yolla doğan bebeğe oranla üç gün boyunca daha hızlı nefes alıp veriyor ki ciğerlerindeki sıvıyı atabilsin. Ayrıca sezaryen yöntemiyle doğumda bebek anestezi aldığı için uyanmıyor, emzirmeye daha geç başlanıyor. Oysa ki ideal olan, bebeğin doğduktan sonra ilk yarım saatte emzirilmesidir.”
Dr. Özgeneci, gerekmedikçe sezaryenle doğum yapmanın annenin sağlığını da olumsuz etkileyebilecek yönleri olduğunu şöyle anlattı: “Doğumdan sonra ağrı olduğu için anne hayata geç başlayabiliyor. Normal doğum yapan anne ve bebeği yaklaşık 24 saat sonra taburcu edebilirken, sezaryende bu süre 72 saattir. ‘Bebeğin sarılığı var mı, solunumu iyi mi, annede bir sorun görülüyor mu?’ tüm bu risklerin düşünülmesi gerekiyor. Sezaryenle doğum yapan annelerin uzun süre ağır işlerden kaçınması gerekiyor. Çünkü dikiş yerlerinde ağrılar da oluyor. Sezaryenle doğum yapan anneler normal doğum yapanlara göre de daha geç kilo veriyor.”

AĞRISIZ DOĞUM
Anne olmak isteyen çoğu kadının adeta kâbusu olan normal doğum sancıları için ise artık çözüm var. ‘Epidural anestezi’ adı verilen ve sıklıkla normal doğumda kullanılan bu yöntemle, omurilikten çıkan sinirlerin omuriliği çevreleyen zardan çıktıktan sonra vücuda dağıldığı nokta uyuşturuluyor. Böylece bel ve belin alt kısmı uyuşturuluyor ve ağrı hissedilmiyor. Bölgesel bir anestezi olan bu yöntem sayesinde doğum yapan kadın etrafında olup bitenleri, özellikle bebeğin doğumunu görme şansına sahip oluyor. Tam ağrı kontrolü sağlanabilen ‘epidural anestezi’de doğum sonrası 1-2 gün ağrı hissedilmiyor ve hareket edilebiliyor.

‘BAVULUNUZ HAZIR OLSUN’
Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Meral Saraçel ise, doğum öncesi hangi yöntemle çocuk doğurulacağına karar verilmesi kadar, annenin doğum yapacağı yerin seçimine özen göstermesi gerektiğini hatırlatarak, annelere şu ipuçlarını verdi: “Anne mutlaka doğum yapacağı yeri önceden görmeli ve bu konuda bilgilenmeli. Hangi hastanede doğum yapacağına karar vermeli anne. Bebek odasını görsün. Çünkü doğduğu an bebeğini teslim ediyor. Doğum yapacağı hastaneyi seçerken anne sütünü destekliyorlar mı, doğar doğmaz bebeği getiriyorlar mı, yoksa mama mı kullanıyorlar bunları öğrenmeli. Çoğu anne, kadın doğumcuları tanıyor ama çocuk doktorunu bilmiyor. Doğumdan önce mutlaka çocuk doktorunu görmeli, konuşmalı ve güven sağlanmalı. Emzirmeyle ilgili kendini hazırlasın. Meme ucu içeri çökükse masaj yaparak dışa doğru çekerek hazırlansın. Anne her zaman doğum yapabilirmiş gibi hazırlıklı olsun. 7’nci aydan itibaren bavulu hazır olsun.”

DİKİŞLİ DOĞUM

  normal dogum izle,    kadın doğum dr,    doğum hastaneleri istanbul,    amerikada dogum yapmak,

DİKİŞLİ DOĞUM
 Normal doğumda bebeğin başının doğumunu kolaylaştırmak, doğum sırasında oluşabilecek yırtıkları önlemek için hazne girişini (perineyi) genişletmek için yapılan kesiye dikişli (epizyolu) doğum denir. Dikişli doğum gerekmediğinde yapılmaz, ancak doğumu yaptıran kişi, gelişigüzel yırtıklar oluşarak hazne girişinin anatomik yapısının bozulmasına önlem olarak, denetlenebilir bir kesimle bu bölgeyi korumuş olur. Bebek ve plasenta doğduktan sonra doğumu yaptıran kişi tarafından onarılır. Kesi yapılırken ve dikilirken bu bölge lokal anestezi ile uyuşturulduğu için ağrı duyulmaz.

ACİL DOĞUM NEDİR?

  dogum izle normal,    dogum videolari izle,    istanbul doğum hastaneleri,    doğum izlemek istiyorum,

ACİL DOĞUM NEDİR?
 Gebe bir kadının zihnini meşgul eden onlarca sorunun arasında en korkutucu olanlardan biriside doğum sancıları başladığında hastaneye yetişememe korkusudur. Özellikle erken doğum olaylarında bu duruma sıkça rastlanır. Sancılar birden bire başlayabilir, aniden bebeğin suyu boşalabilir ve kişi ıkınma hissi duyabilir. Bebek hiç hesapta yokken dünyaya merhaba demek isteyebilir. Bu tür tablolara kırsal alanda sıkça rastlanırken büyük şehirlerde doğumlar genelde hastane şartlarında ve doktor kontrolünde gerçekleşmektedir. Ancak trafik problemi nedeni ile azımsanmayacak sayıda kadının arabada doğum yapmak zorunda kaldığı gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Hemen hepimiz Türk Filmlerinde gebe bir kadının sancılarının başladığını, yaşlı bir kadının hemen gebenin yanına geldiğine ve etraftakilerden sıcak su ve temiz havlu istediğine şahit olmuşuzdur. Filmin sonunda doğum hiçbir problem olmadan gerçekleşmekte ve bir sonraki karede “kocaman” bir bebek ağlamaktadır. Eğer böyle bir durum sizin başınıza gelirse neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz ?

Eğer vakitsiz olarak doğum sancılarınız başlar ise ve hastaneye yetişecek kadar vaktiniz yok ise ilk önce doğumun normal bir olay olduğunu aklınıza getirmeye çalışın. Asla panik olmayın. Sakin olmanız tek başınıza bile olsanız doğuma konsantre olmanızı sağlar. Eğer mümkünse doktorunuzu arayın ve ambulans çağırın. Bunu kolaylaştırmak için gebeliğinizin en başından başlayarak doktorunuzun, acil yardımın ve size en yakın ambulans şirketlerinin telefon numaralarını kolaylıkla ulaşabileceğiniz yerlerde tercihen telefonun yanında tutun. Yalnız iseniz size yardımcı olabilecek bir komşunuzu ya da arkadaşınızı çağırın.

Eğer varsa pantolonunuzu ve iç çamaşırınızı hemen çıkartın, Sancılar arasında derin derin nefes alıp vermeye çalışın, sancılar esnasında ise yavaşça ıkının. Size yardımcı olacak kişiye bebeğin başını görüp göremediğini sorun. Eğer baş görünmüyor ise daha vaktiniz var demektir ve profesyonel yardımın gelmesini bekleyin. Baş görünüyor ise yardımcınıza bebeğin kafasını hafifçe korumasını isteyin. Asla ve asla bebeğin başını çekmesine izin vermeyin.

Bebek doğduktan sonra baş aşağı tutularak ağzındaki ve burnundaki sıvıları dışarı atması sağlanmalıdır. Ağlaması amacı ile poposuna hafifçe vurulabilir, sırtı sıvazlanabilir ya da ayak tabanları sıkıştırılabilir.

Göbek kordonu bağlanmadan asla kesilmemelidir. Bu hem annede hem de bebekte kan kaybına ve hayati tehlikeye neden olabilir. Kordon birer santim ara ile temiz bir ip ile sıkıca bağlanmalı ve bu iplerin arasından temiz bir makas ile kesilmelidir. Eğer mümkün ise kordonun hiç kesilmemesi daha uygundur.Bebek doğduktan sonra kordon asla çekiştirilmemelidir.

Plasenta da ayrılıp doğduktan sonra atılmamalı, gelecek olan hekime gösterilmelidir. Kanamayı azaltmak maksadı ile annenin kasık bölgesine dışarıdan sertçe masaj yapılması faydalı olur. Doğumdan hemen sonra bebek vücut ısısını ayarlayamayacağı için battaniye yada havluya sarılmalıdır. Ancak bu maddeler bebeğin canını acıtacak kadar sıcak olmamalıdır.

SUDA DOĞUM VE RİSKLERİ

 canli canli dogum,    dogum cantasi,    kadın doğum polikliniği,    doğum yılı hesaplama,
SUDA DOĞUM VE RİSKLERİ
 Doğum konusunda en çok sorulan sorular doğum şeklinin anne ve çocuk üzerine etkileri konusunda olmaktadır. Özellikle doğum ağrısı konusundaki korkular bazı hastaları sezaryenle doğum seçeneğine yöneltebilmektedir. Normal doğum konusunda kararlı hastalar ise özellikle doğum eylemi sırasında çekilen ağrılar ve ağrısız doğumla ilgili sorularla karşımıza çıkmaktadır. Doğum eylemi sırasında ağrıların azaltılması konusu ile birlikte alternatif doğum yöntemleri ve bu arada su altında doğumla iligili sorularla da oldukça sık karşılaşıyoruz.

Su altında doğumla ilgili merak ve sorular daha çok bu konudaki eksik bilgi ve meraktan kaynaklanmaktadır. Bebeğin anne karnında su içinde yaşadığı ve bu nedenle su içerisine doğmasının da daha fizyolojik olacağı düşünülmekte ve suda doğumun esas olarak bebek açısından daha iyi olduğu düşünülmektedir. Suda doğum ilk defa 1805 yılında Fransa’da yapılmasına karşın şu ana kadar bu konuuda ciddi çalışmalar yapılmamıştır. 1985-1999 yılları arasında toplam olarak 150.000’nin üzerinde su altında doğum yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar bütün olarak incelendiğinde su altında doğumun bebek açısından birçok riskleri olduğu görülmektedir. Öncellikle şunu belirtmek gerekir ki suda doğum bebek açısından bir avantaj sağlamamakta, anne için kanıtlanmamakla birlikte daha aza ağrıya neden olmaktadır. Yani suda doğum bebek için değil, belki anne için daha avantajlı görünmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır: 1. Genel olarak su altında doğumun daha iyi olduğun dair kanıt bulunmamaktadır. 2. Bebekte su yutulmasına bağlı olarak kandaki tuz oranı düşebilmekte ve bu beyin fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle suya tuz eklenmesi önerilmektedir. 3. Bebeğe sudan mikrop bulaşabilmektedir. Ayrıca gebe kadının dışkısında buluna bazı mikroplarda bebeğe bulaşabilmektedir. 4. Su altında doğumda bebek doğduktan hemen sonra dışarıya çıkarılması gerekir. Bu çıkarma sırasında göbek kordonunda hızlı veya fazla çekilmeye bağlı olarak kopmalar görülebilmektedir. Bu da sonuç olarak bebekte kan kaybına neden olmaktadır. 5. Nadirde olsa bebekte boğulmalar görülebilmektedir. 6. Bebekte omuzun çıkmaması ve bebekte bir sıkıntı olduğu halde geç doğum gibi risklerde görülebilmektedir. 7. Su havuzunda uzun süre kalma sonucunda annenin ateşi yükselebilmektedir. Anne vücut ısısındaki artış cilde olan kan akımının artması ve rahime giden kan akımının azalmasına neden olabilmektedir. Anne vücut ısısındaki artışla birlikte bebek kalp atımlarında ve metabolizmasında artış olmaktadır. Bebekteki metabolizma artışı ve rahime giden kanın azalması bebekte oksijenlenmenin bozulmasına neden olabilmekte ve bunun süresinin uzaması da beyin fonksiyonlarını bozabilmektedir. Sonuç olarak suda doğumun şu an için kanıtlanmış bir avantajı bulunmamaktadır. Annenin daha az ağrı çektiği konusu da henüz kanıtlanmamıştır. Ancak bu konuda yeterli çalışma bulunmaması dolayısı ile bu doğum şekline tamamen karşı olduğumuzu da söylemek şu an için olası değil. Sadece bu konuda geniş ve iyi planlanmış çalışmalar yapılması gerektiğini ve bu çalışmalar sonuçlanıncaya kadar hastalara önerilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

7 Ocak 2013 Pazartesi

SU İÇİNDE DOĞUM

dogum gunu hediyeleri,    dogum tarihini hesaplama,    antalya doğum hastanesi,    istanbul doğum fotoğrafçısı,
SU İÇİNDE DOĞUM
Pek çok kadın su içinde doğumun ağrıyı azalttığını belirtmişlerdir. Yıllarca hastane içinde veya hastane dışında su içinde doğum yapılmıştır. Pek çok hastane su içinde doğum servisi sağlamakta veya ailenin gerekli malzemeleri getirmesine izin vermektedir.
Suda doğum ne şekilde gerçekleşiyor? Nasıl uygulanıyor?
Suda doğum, doğum eyleminin 35-37 derecede sıcak suyla dolu bir havuzda gerçekleştiği alternatif bir doğum şeklidir. Doğum sırasında sıcak suyun gevşetici etkisinden yararlanılır. Anne adaylarına suda doğum yapmak için özel olarak hazırlanmış bir kıyafet giydirilir. Sıcak su, doğal sancılanma sürecini başlatmaya yardımcı olur. Doğum büyük ölçüde anne tarafından gerçekleştirilir ve anneye herhangi bir ilaç, ağrı kesici veya suni sancı verilmez. Doğum başladıktan sonra bebeğin kalp atışları ve annenin tansiyon ölçümleri yapılır. Anne adayı doğum gerçekleştikten sonra kanama kontrolü için sudan çıkarılarak normal doğum masasına alınır. Doğumdan sonra anne ve bebek küvetten alınıp tahliller yapılıyor. Bu tahlillerin amacı, su yoluyla ortaya çıkabilecek mikrobik faktörleri ortadan kaldırmak.
Teknik
Gebe kadın doğum eyleminin aktif fazına girdiği zaman (servikal dilatasyon >4 cm), ılık su içine yerleştirilir. Sıcaklığı vücut sıcaklığına yakın olan (37-38°C) suyun seviyesi, düzgün serinleme olabilmesi için meme ucunu geçmemelidir.
Süre
Pek çok kadın 1-1.5 saat süreyle uygulandığında ılık suyun sakinleştirici olduğunu ve daha az ağrı hissedildiğini bildirmiştir. Çalışmalar, işlemi daha uzun süre uygulamanın ağrıyı azaltmadığını ve bebek üzerinde uzun süre yüksek sıcaklığa maruz kalma riskinin ortaya çıktığını göstermiştir.
Kimler suda doğuramaz?
Herpes gibi genital bölgede enfeksiyonu olanlar, bebeğin başının değil poposunun rahim ağzına yakın olduğu gebelikler, çoğul gebelikler, erken doğumlar, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya diyabet (şeker) gibi hastalıkları olanlar, bebeğinde gelişme geriliği saptananlar, doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında bir oksijen azlığı şüphesi doğanlar, doğumda yoğun mekonyum (bebeğin dışkısı) görüldüğü durumlarda İlk kez anne olacaklarla, riskli gebelik grubundakilere önerilmemektedir. İlk doğumlarda yırtıkların düzgün açılması için kontrollü kesiler açılır. Bunun su içindeyken yapılması mümkün olmadığından, suda doğumu 2. veya 3. doğumda öneriliyor. Bebeğin ters gelmesi, çoğul gebelik, daha önce sezaryenle doğum yapılması, bebeğin 4 kilogramın üstünde olması, erken doğum, annenin astım, kalp, yüksek tansiyon gibi hastalıklarının olması, su kesesinde sorun, annenin suyunun erken gelmesi, aşırı kanamasının olması ve çok kilolu olması hallerinde de suda doğum yapılamıyor.
Suyun sıcaklığı nasıl ayarlanmalı?
Sıcak suyun kasları gevşettiği ve ruhsal rahatlama sağladığı bilinmektedir. Bunun sonucunda rahme giden kan akımı artar ve rahmin kasılmaları daha az ağrılı olabilir. Çünkü artan kan akımıyla birlikte, rahim kaslarına giden oksijen oranı da artar. Bu, aynı zamanda rahim kasının daha iyi kasılmasına ve bu sayede doğum sürecinin daha kısa olmasına yol açabilir. Vücut ısısı olan 37 derece, suyun da ısısı olmak bakımından ideal bir derecedir. Suyun sıcaklığı doğum sırasında devamlı ölçülmeli ve hep 37 derecede kalması sağlanmalıdır.
Suda doğumun faydaları neler?
Suda doğum normal doğuma göre, doğum süresini 3-4 saat kısaltıyor.
* Herkes bebeğinin boğulabileceğini düşünse de bebekler için güvenli bir yöntem.
* Bebekler suda doğum sırasında, ciğerlerindeki suyu rahatça atabiliyor.
* Annenin artan kan dolaşımına bağlı olarak bebeğe daha fazla oksijen gidiyor. Bu da yeni doğan döneminde emzirmeyle ilgili problemleri en aza indiriyor.
* Bebekler su ortamından suya geçtikleri için doğum şoku yaşamıyorlar.
* Bebeklerin gelişimleriyle ilgili her şey normal devam ediyor.
* Suda doğum normal doğuma göre, doğum süresini 3-4 saat kısaltıyor.
* Herkes bebeğinin boğulabileceğini düşünse de bebekler için güvenli bir yöntem.
* Bebekler suda doğum sırasında, ciğerlerindeki suyu rahatça atabiliyor.
* Annenin artan kan dolaşımına bağlı olarak bebeğe daha fazla oksijen gidiyor. Bu da yeni doğan döneminde emzirmeyle ilgili problemleri en aza indiriyor.
* Bebekler su ortamından suya geçtikleri için doğum şoku yaşamıyorlar.
* Bebeklerin gelişimleriyle ilgili her şey normal devam ediyor.

DOĞUM ÇANTASI

dogum gunu pastasi,    kadin dogum izmir,    normal kadın doğum,    doğum fotoğrafçısı istanbul,
DOĞUM ÇANTASI
Gebeliğinizin son ayına girdiğinizde, artık doğum için bir takım hazırlıklar yapmanız gerekmektedir.
Daha önceden hazırladığınız çantanızda sizin ve bebeğinizin ihtiyaç duyacağı şu malzemeler bulunmalıdır:
Sizin için: 2 adet gecelik (pijama değil),iç çamaşırı, terlik, yüz havlusu, çorap, tarak, hasta bezi (eczanelerde bulabilirsiniz), deodorant,diş fırçası ve diş macunu.
Bebeğiniz için: Zıbın, başlık, bebek battaniyesi, bebek havlusu, çocuk bezi, biberon ve mama. Kordon kanı alınacaksa,ilgili malzemeyi beraberinizde getirmeyi unutmayın.
Ayrıca fotoğraf makinesi ve varsa video kameranız da yanınızda bulunsun. Deneyimli yakınlarınızın önereceği malzemeleri de çantanıza ekleyebilirsiniz.
Doğum yapacağınız kliniği daha önceden görün; bu sayede nasıl bir yere gideceğinizin ve nasıl karşılanacağınızın tedirginliğinden kurtulmuş olursunuz.
Eğer bu hazırlıklarınız tamamsa, doğum başladığında neler yapacağınızı eşinizle önceden planlayın. Örneğin, doğuma giderken beraberinizde götüreceğiniz kişiyi, hastaneye nasıl ulaşacağınızı, evdeki çocuğunuzu kime bırakacağınızı planlayın.

DOĞUMUN RİSKLERİ NELERDİR

dogum video,    izmir kadin dogum,    kadın doğum normal,    filin dogum ani,
DOĞUMUN RİSKLERİ NELERDİR
Günümüzde gebelik ve doğumda anne ölümü nadirse de bebeklerin kaybı görülebilir. Annenin ve bebeğin sağlığı için gebeliğin ilk döneminden başlayarak gebelik kontrollerine gidilmesi, kontrollerin düzenli ve yeterli sayıda olması, doğumun iyi koşullarda yapılması ve yenidoğan bebek bakımının yeterli düzeyde olması gereklidir. Bu şekilde tehlikeler azaltılır, ancak yine de tümüyle ortadan kalkmaz. Anne açısından en önemli riskler; kanama, tansiyon yükselmesi ve mikrop bulaşmasına bağlı iltihaplanmadır. Doğum normal ilerlerken, meydana gelebilecek en ufak bir değişiklik bile ölümle sonuçlanmasa da anne için tehlike oluşturabilir. Bebek için ise en önemli tehlikeler; oksijensiz kalma, erken doğum ve mikrop bulaşmasıdır.
Hastanelerdeki doğumhanelerde istenmeyen durumlarla karşılaşmamak ve karşılaşıldığında gerekli girişimleri yapmak için araç ve gereçler ile bunları kullanacak eğitilmiş kişiler bulunduğundan, hastane doğumları daha güvencelidir.

NEDEN DİKİŞLİ DOĞUM OLUYOR?

yenı dogan bebek,    dogum hesaplamasi,    dogum zamani,    hamile doğum video,
NEDEN DİKİŞLİ DOĞUM OLUYOR?

Bebek anne rahminden dışarıya doğru ilerlerken doğum kanalı başın çıkışı için yeterince gevşemeyebilir. Dokuların yırtılacak kadar gerilmesine yol açan bu durum en çok ilk doğumlarda görülür. Bu gerilme sonucu kendiliğinden oluşacak yırtıklar derin olabilir ve onarılması güçtür. Böyle istenmeyen bir yırtığa neden olmamak için doktorlar dokuyu korumak amacıyla çıkış bölgesini düzenli ve tamiri kolay olacak bir şekilde keserler sonra dikerler. Dikiş iplikleri kendiliğinden erir alınmaları gerekmez. Temiz tutulduğunda kesik yeri bir - iki hafta içinde iyileşir.

AĞRISIZ DOĞUM (EPİDURAL ANESTEZİ)

  dogum izle,    doğum görüntüleri izle,    kadın jinekolog,    tüp bebekte doğum,

AĞRISIZ DOĞUM (EPİDURAL ANESTEZİ)

Doğum ağrısını tamamen ortadan kaldırmak mümkündür.Ancak her tıbbi girişimde olduğu gibi epidural anestezinin de yan etkileri ve riskleri vardır.Epidural anestezinin başlıca amacı doğum ağrılarını tamamen ortadan kaldırmak veya en azından azaltmaktır.
Bir anestezi uzmanı tarafından gerçekleştirilen bu girişimin amacı rahim kasılmaları ve bebeğin doğum kanalında ilerlemesinden doğan ağrı duyusunu engellemektir .Bu teknikte yalnızca “AĞRI” duyusu kalkar.” DOKUNMA duyusu kalkmadığı için hasta olup bitenleri doğum esnasında ağrı duymadan yaşayacaktır. Annenin normal doğumda ıkınma ve stresi ile tüketeceği oksijen bu teknikle azaltılmakta, daha iyi ve düzenli solunumla annenin oksijeni arttırılarak stres ve etkilerinin de bastırılmasıyla; doğacak bebek için daha iyi bir ortam yaratılmaktadır. Tekniğe uygun yapıldığında doğumun normal seyrine etkisi olmayan bu yöntem, bazı merkezlerde rutin olarak uygulamaya konulmakta, hastalar tarafından da ilgi görmektedir.İstenmeyen etkiler açısından genel anesteziye göre oldukça güvenli bir yöntemdir.
Epidural anestezinin kullanımı annenin doğum esnasında aşırı yorulmasını engelleyerek doğum sonrasındaki iyileşme ve toparlanma süresini de kısaltmaktadır. Günümüzde hemen her doğumda kullanılması gereken bu işlem öncesinde işlemi gerçekleştirecek anestezi doktoru ile görüşmekte ve muayene olmakta fayda vardır. Böylece epidural anesteziye engel olabilecek durumları önceden tespit etmek mümkün olabilmektedir. Özellikle hipertansiyon, kalp hastalığı, sara gibi durumlarda epidural anestezi doğum esnasındaki ağrıya bağlı tansiyon değişikliklerini veya krizleri engellemektedir.
Doğumun sezaryana dönmesi durumunda ise bu işlem sezeryan operasyonunu yapmak içinde kullanılabilir. Böylece acil şartlarda yapılacak bir genel anestezinin getireceği handikaplardan sakınmakta mümkün olabilmektedir.Epidural anestezinin doğumun hangi aşamasında yapılacağı değişmekle birlikte genel olarak rahim ağzı açılmaya başlayıp 4 cm kadar genişledikten sonra uygulanmaktadır. Ancak doğumun başladığından emin olunduğu durumlarda epidural kateteri yerleştirip ilacın verilmesinin rahim ağzının durumuna göre daha sonra yapılması mümkündür. Doğumdan sonra 2-3 saat içinde epidural anestezinin tüm etkileri ortadan kalkmaktadır.
İSTENMEYEN ETKİLER: Hipotansiyon (tansiyon düşmesi), bulantı, baş dönmesi, nabızda yavaşlama, ısı düşmesi ve titreme, bel kası gevşeme ve iğnenin bazen lif zedelemesiyle geçiçi olan bel ağrısı meydana gelebilir. Bunlar düzeltilebilen, ciddi olmayan yan etkilerdir. Tekniğine uygun yapılan “epidural anestezide” BAŞ AĞRISI beklenen bir durum değildir.
Kullanılan anestezi maddesinin dozu çok düşük olduğundan bu anestezik maddenin bir kısmı plasentadan geçse de bebek üzerinde bir etki yaratmaz. Aynı şekilde kullanılan anestezi ilaçlarının dozunun çok düşük olması nedeniyle bu ilaçların anne sütüne geçen kısmı bebeği etkilemeyecek dozdadır.

SEZARYENİN ANNE VE BEBEK ÜZERİNDE ETKİLERİ

dugun fotograf,    epidural sezeryan doğum,    dogum hazirliklari,    hayvanlarda doğum videoları,
SEZARYENİN ANNE VE BEBEK ÜZERİNDE ETKİLERİ
Sezaryen Doğumların Bebekler Üzerindeki Olası Etkileri
. solunum sorunları
. nedensiz ağlamalar
. yatıştırılamayan ağlama nöbetleri
. emzirme zorlukları
. aşırı hareketlilik ve tekmeleme
. kolik (mide sancısı)
. hazım güçlükleri
. kabızlık
. çocuklukta devam eden başağrıları
. konsantrasyon ve öğrenim zorluğu
. saldırgan davranışlar
. uyku sorunu
. altını ıslatma
Normal doğum sonrasında da yukarıdaki rahatsızlıklar başgösterebilir. Önerdiğimiz tamamlayıcı tedavileri denemekte fayda vardır.
Sezaryen Doğumların Anneler Üzerindeki Olası Duygusal ve Fiziksel Etkileri
Doğal doğum yapmak isteyen ancak doğumun uzaması sonunda sezaryen ameliyata ikna edilen annelerde hayal kırıklığı ve suçluluk duygusuna rastlarız. Yeterince denemedikleri ya da güçlü olmadıkları konusunda kendilerini suçlarlar. Özel bir deneyimi kaçırdıklarını düşünerek verdikleri karardan pişman olabilirler. Böylesine bir ruh hali annenin doğumu unutmak istemesine neden olur.
Duygusal zorluk yaşayan anneye doğumda bebeğin de bir rolü olduğunu hatırlatmak isteriz. Suçluluk duygularına saplanmak yerine sezaryen ameliyatını anneyle bebeği birbirine bağlayan, kaderin bir cilvesi olarak görmek daha yapıcıdır. Bir ebenin yardımıyla doğum deneyiminden bahsetmek, deneyimin olumlu olarak hatırlanmasına yardımcı olabilir.
Sezaryenin neden olduğu ameliyat izi fiziksel şikayetlerin başında gelir. İz acılı, hassas ya da hissiz olabilir. Bazı kadınlar ameliyat sonrasında kendilerini ikiye bölünmüş hissettiklerini söylerler. Bedeni enerji alanlarıyla tanımlayan Çin tıbbına göre bu teşhis oldukça yerindedir. İzin, bedendeki doğal enerji akışını bozması hazımsızlık ve kabızlığa, bunların sonucu olarak da kilo alımına neden olabilir. Ameliyat sonrası ortaya çıkan başağrıları ve sırt ağrıları da enerji akışının bozulmasından kaynaklanabilir.
Ameliyattan 3 hafta sonra, ameliyat izinin bir yıl süreyle bitkisel yağlar uygulayarak tedavi edilmesi mümkündür. Eğer bir yıl sonra şikayetler devam ediyorsa akupunktur tedavisine başvurmakta fayda vardır."

DOĞUMUN EVRELERİ

yeni doğan bebeklerde,    dogum nasil yapilir,    suda dogum videolari,    amerikan hastanesi dogum,
DOĞUMUN EVRELERİ
DOĞUMUN 1 . EVRESİ

Gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzının bebeğin doğabilmesi için kasılmaların yardımıyla tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süredir. Bu evre doğumun en uzun evresidir (yaklaşık 8-10 saat). Ancak gebe kadının sancılarını fark etmesinden çok önce kasılmalar başladığından ve bazı gebelerin ağrı eşiği yüksek olduğundan, gebe sancısını fark ettiğinde bu evrenin bile sürmesini geçirmiş olur. Bu dönem pasif ve aktif dönem olarak ikiye ayrılır.
a.Pasif dönem: Doğumun ve birinci evrenin en uzun süren dönemdir. Bu dönemde ağrılar seyrek ve daha hafiftir. Bu dönem ilk doğumu olan gebelerde daha uzun sürer. Birkaç saatten bir iki güne kadar sürebilir. Bu dönemde eğer başka bir belirti yoksa hastaneye gitmek gereksizdir.
b.Aktif dönem: Rahim ağzı yaklaşık 3 cm açıklığa ulaştıktan sonra başlayan dönemdir. Bu dönemi kadın, ağrılarının sıklaşmaya ve şiddetinin artmaya başlamasıyla fark eder. Bu dönemde ağrılar yaklaşık 5 dakikada bir gelmeye başladıktan sonra hastaneye gidilmelidir. Ancak bu dönemde suyun fazla gelmesi, ne olursa olsun kanamanın olması ya da normal olmayan herhangi bir durum fark edildiğinde ağrıların sıklığına bakılmaksızın hemen hastaneye gidilmelidir.
Birinci evrenin sonuna doğru yani rahim ağzı 8-9 cm açıldığında sancılarla birlikte gebe kadın ıkınma da hisseder. Eğer doğumu yaptıracak hekim izin verirse kadın ıkınabilir. Vaktinden önce ıkınma doğumu uzatabilir.

DOĞUMUN 2.EVRESİ VE IKINMA TEKNİĞİ

  Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir. Bu süre yarım ile iki saat arasındadır. Bu dönemde kadının kuvvetle ıkınması süreyi kısaltır. Ikınma, tekniğe uygun olursa etkilidir. Aksi halde sadece annenin yorulmasına neden olur. doğumun bu dönemi annenin aktif olarak doğuma katıldığı bir dönemdir.
Ikınma Tekniği: Ikıntılı ağrılarda ağrının en güçlü olduğu sırada gebe kadının derin bir nefes alarak bu havayı dışarı vermeden ağzını kapatarak kuvvetle ıkınır. Ikınırken kalça ve bel "C" pozisyonunda, çeneyi göğse dayayarak tüm gücüyle makatına doğru ıkınarak bebeği iter. Ikınma ağrı boyunca devam etmeli, ağrı geçince ıkınmamalı ve gevşemelidir. Bebeğin başı doğarken gebeye ıkınmaması söylenir, ancak ıkınma hissi devam etmektedir. Ikınmayı önlemek için ağız açılarak kuvvetli bir şekilde kısa nefesler alıp verilir.
Bebeğin başı doğduğunda doktor rahat nefes alabilmesi için bebeğin ağzını ve burnunu siler. Bebek başı doğduğunda yüzü yere doğrudur. Omuzların doğabilmesi için başını annenin sağ ya da sol bacağına doğru çevirir.
Bu dönüşten sonra doktor bebeğin başından tutup hafifçe çekerek bir omzunu, sonra diğer omzunu çıkarır ve vücudunun doğmasını sağlar. Bebekler normalde doğar doğmaz nefes almaya ve ağlamaya başlarlar. Bebek doğduktan sonra 2-3 cm'lik mesafeden göbek klempi takılır, göbek kesilir ve eğer uygunsa emzirmesi için anneye verilir. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar nedeniyle plasentanın ayrılması da sağlanabilir. Bebeğe ve anneye kimlik tesbiti için kol bantları takılır, bebeğin ayak izi alınır. Bu esnada annelerde üşüme ve titreme olabilir, bu durum normaldir, birkaç dakika içinde geçer.

DOĞUMUN 3. EVRESİ

Bebeğin doğmasından sonra plasentanın doğmasına kadar geçen süredir (30 ile 45 dakika). Plasenta çıktıktan sonra tam olup olmadığı kontrol edilir. Rahim içinde plasenta parçası kalırsa kanama ve enfeksiyona sebep olur. Kesi yapılmışsa dikişi yapılır. Genellikle anneler bu evrede büyük bir rahatlık, mutluluk ve yorgunluk hissederler. Daha sonra annenin temizliği ve kanama kontrolü yapılır ve odasına çıkarılır. İlk birkaç saat kanama kontrolü, tansiyonu, nabzı ve diğer bulgularına bakılır. Bu esnada doğumhanede bebeğini emzirememişse odasında bebeğini sevebilir ve emzirebilir.

NORMAL DOĞUM MU SEZARYEN Mİ?

  yenidogan bebek,    kadindogum,    dogum sekeri,    doğum çikolatası,

NORMAL DOĞUM MU SEZARYEN Mİ?

İşte, anne adaylarının karar vermekte, hekimlerinse cevaplandırmakta zorlandığı bir konu. Özellikle son yıllarda anestezi ve cerrahi tekniklerindeki gelişmeler sezeryan doğumu bir altenatif haline getirmiştir. Her iki yöntemin de birbirine göre bazı avantaj ve dezavantajları vardır. Bunları dikkate alarak yapacağınız değerlendirmede, hangisi size daha uygun geliyorsa, o yönde karar vermenizi tavsiye ederim.
Şimdi her iki yöntemin avantaj-dezavantajlarını ortaya koyalım:
NORMAL DOĞUM
Avantajları:
• Doğal olan doğum şekli budur.
• İlk doğumlarda biraz zorluk çekilmesine karşın, sonraki doğumlar çok daha kolay olmaktadır.
• Doğum sonrasında çok daha kısa sürede toparlar, bebeğinizle ve kendinizle daha rahat ilgilenebilirsiniz.
• Anestezi almanız gerekmez.
• Hastanede kalış süreniz daha kısadır.
• Sezeryana göre daha ekonomiktir.
Dezavantajları:
• Zamanını tam olarak kestiremezsiniz. Yaklaşık bir aylık bir dönem içinde herhangi bir zamanda doğum olabilir.
• %10-15 ihtimalle, sancılar esnasında bebeğin sıkıntıya girmesi ya da doğumun ilerlememesi gibi bazı nedenlerle, normal doğumdan sezeryana dönülmesi gerekebilir.
• Özellikle zor, iri ve çok doğum yapan kadınlarda genital organlardaki sarkmadan dolayı, sonraki yıllarda operasyon gerekebilir
• Bebeğin doğumu esnasında yapılan epizyo kesisinden dolayı birkaç gün otururken ağrı ve rahatsızlık hissi olur.
SEZARYEN
Avantajları:
• Doğum sancılarını hissetmezsiniz.
• Nispeten daha stressiz doğum şeklidir, herşey kısa sürede biter.
• Zamanını önceden belirlemek mümkündür.
• Genital organlarda sarkma meydana gelmez.
Dezavantajları:
• Doğum sancılarını hissetmeseniz de, işlemden sonra bir miktar ağrınız olacaktır, çünkü sonuçta bu bir operasyondur.
• Bir kez sezeryan olunca, daha sonra normal doğumu deneyemezsiniz.
• Yaklaşık 4-5 gün, sürekli olmasa da, yatak istirahatine ihtiyaç duyarsınız.
• Normal doğuma göre daha pahalıdır.
İşte, bunları dikkate alarak, kendiniz için uygun olan doğum şekline karar verebilirsiniz. Birkaç tavsiyeyi de aklınızda bulundurmanızda yarar var:
• Nasıl doğuracağınızı son iki aydan önce düşünmeye başlamayın. Henüz gebeliğin başında nasıl doğuracağınızı düşünmek, sizi gereksiz strese sokar. Ayrıca bazen sizin düşündüğünüzden farklı gelişmeler olabilir. Örneğin, normal doğuma karar vermişken, bebeğinizin ters gelişi nedeniyle, sezeryan olmanız gerekebilir.
• Daha önce normal doğum yapmışsanız, bu defa sezeryanla doğumu düşünmeyin.
• Karara eşinizi de dahil edin, ama kendi fikrinizi asla ihmal etmeyin.
• Normal doğumun en zor yanı ona karar vermektir.
• Çok çocuk yapmayı planlıyorsanız (4,5,6 veya 10 gibi :)) ), normal doğumu düşünün.
• Hangi doğum şekline karar verirseniz verin, onun sizin için en uygun yol olduğunu düşünün.
• En önemlisi; doğum stresine girmeyin. Doğumdan ziyade, doğum sonrasında bebeğinizle geçireceğiniz güzel zamanları hayal edin. Ve benim hastalarıma sık sık söylediğim şu sözü aklınızın bir köşesinde tutun: “Eğer doğum o kadar yaşanılmaz bir olay olsaydı kadınlar sadece bir kez doğurur, bir daha bunu asla denemezlerdi.”

SEZARYEN DOĞUM

dogum gunu sozleri,    erken dogum,    adıyaman doğum hastanesi,    dogum gunu fotolari,
SEZARYEN DOĞUM
 
Sezaryen nedenleri nelerdir?
Annenin çeşitli hastalıkları, fetal sıkıntı (distres), bebeğin bir an önce doğurtulmasını gerektiren riskli gebelikler, psikolojik nedenler (annenin doğumdan korkması) sezaryen sebepleri arasında sayılabilir.

Bebeğin normalden iri olması (4500gr den fazla) veya annenin kalça yapısının dar olması doğumu güçleştiren önemli nedenler arasındadır. Çok ciddi anormallikler dışında, muayene ile pelviste darlık saptanması doğumun gerçekleşmeyeceğini göstermez. Pelviste darlık olan bir anne adayının bebeği de küçük olabilir ve beklenmedik bir şekilde rahat doğabilir. Tersi de geçerlidir. Pelvisi oldukça müsait olan bir kadının bebeği normalden iri olabilir ya da doğum kanalına normalde girmesi gereken pozisyonların dışında bir pozisyonla girdiği için doğum gerçekleşemeyebilir. Bu nedenle, bu tür durumlar için, iri bebek ya da dar pelvisten çok baş-pelvis uygunsuzluğu terimi tercih edilir. Bu durum da genellikle gebeliğin son haftalarından ve hatta çoğu zaman doğum eylemi başlamadan önce saptanamaz.

Baş-pelvis uygunsuzluğu sadece başın büyük veya kalçanın dar olmasına bağlı değildir. Bebek normal kiloda kalça oldukça müsait olabilir ama bebek istenen pozisyonda olmayabilirBebeğin sorunsuz doğum kanalında ilerleyebilmesi için belli pozisyonlarda pelvise girmesi ve belli manevraları yapması gerekir. Eğer, normal dışı bir pozisyonda girerse en küçük çaplarını doğum kanalına uyduramayacağı için doğum güçleşir veya gerçekleşemez, sezaryene almak gerekir.

Bebeğin rahim kanalına baş önde gelmemesi de sorun yaratır. Baş dışı gelişler tüm gebeliklerin %5 civarında görülebilir. Makat geliş bazı koşullar sağlandığı taktirde mümkün olsa da anne ve bebek için riskleri arttırdığından sezaryen tercih edilebilir.

İkiz gebeliklerde her 2 bebek de baş ile doğum kanalına yönelmişse normal doğum denenebilir. Diğer tüm durumlarda sezaryen yapılması önerilir. İkizden daha fazla çoğul gebeliklerde ise sezaryen tercih edilir.

Yapılan doğum öncesi fetal iyilik testlerinde fetusun sıkıntıda olduğunu gösteren bulgular varsa veya normal doğuma bırakılan bir gebelikte bebeğin kalp atışlarında düşme olursa bu fetusun sıkıntıda olduğunu gösterir. Bu durumlarda bir an önce doğumu gerçekleştirmek ve bebeği normal doğum riskine bırakmamak gerekir. Bu nedenle, bu olgularda sezaryen önerilir.
Plasentanın rahim ağzını kapatması durumda normal doğum mümkün değildir. Plasenta previa gebelik sırasında yapılan ultrasonografide kolaylıkla saptanabilir. Bu durumda, normal doğum şansı vermeden direkt hastayı sezaryene almaka gerekir, aksi taktirde doğum sancılarının başlaması ile hastayı ve bebeği riske atacak kanama söz konusu olabilir.

Plasentanın erken ayrılması da karşılaşılan bir sorundur.Normalde plasenta bebek doğduktan sonra rahimden ayrılır. Bir nedenle, bebek doğmadan rahimden erken ayrılması plasentadan beslenen bebeğin anne karnında ölümüne ve geç tespit edilirse annede aşırı kanamaya bağlı oluşan pıhtılaşma bozuklukları sonucu hayati riske neden olur. Çoğunlukla acil bir durumdur. Fark edildiği zaman bir kısım bebek kaybedilmiş olabilir. Saptanır saptanmaz acil sezaryene almak gereklidir.

Nadiren annenin su kesesi açıldığında bebeğin başı doğum kanalına oturmadan göbek kordonu sarkabilir. Bu çok acil ve tehlikeli bir durumdur. En kısa zamanda sezaryene almak gerekir.Göbek kordonu bazen bebeğin boynuna, koluna veya bacağına dolanabilir. Bu gebelik öncesi ultrason ile bazen saptanabilir ancak çoğunlukla olduğu gibi ultrason ile görülmeyebilir. Bu durumda rahim kasılmaları oldukça bebeğin aşağı doğru itilmesi göbek kordonunu sıkıştırır ve kalp hızında azalma olur. Bu şekilde kalp hızındaki yavaşlamalar kordon dolanması açısından uyarıcıdır ve sezaryene alınması uygundur.

Annenin ıkınmasının sakıncalı olduğu hastalıklar (örneğin kalp hastalıkları, anevrizma), pelvik bölgede doğumu engelleyebilecek myom ya da yumurtalık kisti gibi kitleler, annenin geçirilmiş rahim operasyonları ya da daha önceki doğumunu sezaryenle yapması, annede genital herpes (uçuk) olması durumunda sezaryen gerekebilir.
Annenin normal doğumdan korkması, sancı çekmek istememesi, az da olsa bebeği riske atmak istememesi, vajinusmusu olması gibi nedenlerle isteğe bağlı sezaryen yapılabilir.

NORMAL DOĞUM

  dogum videosu,    epidural dogum,    sezaryenle doğum videoları,    normal dogum yapmak,
NORMAL DOĞUM

Normal doğum miadına ulaşmış bir bebeğin (37 haftadan büyük ) herhangi bir operatif müdahale olmaksızın vajinal yolla doğmasını anlıyoruz. Eğer vakum ya da forseps doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.
Doğum eylemi ya da doğum doktorları arasında sıkça kullanıldığı adıyla “travay” servikste (rahim ağzı veya rahim boynu) açılma ile birlikte olan ve anne tarafından doğum sancısı olarak algılanan düzenli rahim kasılmalarının başlamasıdır. Gebeliğin özellikle son trimesterinde düzensiz, Braxton-Hicks (yalancı doğum ağrıları) adı verilen kasılmalar olabilir, ancak bunun doğum eylemi olarak adlandırılabilmesi için düzenli aralıklarla gelmesi, şiddetinin giderek artması, sancı aralarının kasılması ve beraberinde servikste (rahim boynu) açılmanın ve incelmenin başlaması gerekir.
Doğumun aktif fazını 3 evrede inceleyebilir:
1. evre, doğum eyleminin başlamasından serviksin tam açıklığa (10 cm) ulaşmasına kadar olan dönemdir.
2. evre, serviksin tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir.
3. evre ise, bebeğin doğumundan plasenta ve zarların atılmasına kadar geçen süredir.
Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri kasılmalar ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.
Su kesilmesinin açılması genellikle aktif doğum eylemi başladıktan sonra olur. Ancak, bazen sancılar yani aktif eylem başlamadan da başlayabilir. Bu durumda eğer 6-12 saatte kendiliğinden başlamazsa suni sancıyla başlatmak gerekebilir. Çünkü zarlar enfeksiyondan koruyan bir bariyer görevi de yaparlar. Eğer, kese açıldıktan sonra belli sürede doğum olmazsa vajendeki mikropların enfeksiyon oluşturması riski de vardır. Zaman zaman da doğum doktorları eylemin bir safhasında (rahim ağzı açıklığı 4-5 cm’den fazla ise) su kesesini artifisyel olarak açarlar. Bu yaklaşım, doğumun hızlanmasına yardımcı olur.
Doğumun gerçekleşmesinde rol oynayan 3 temel faktör vardır:
1.İtici güçler (rahim kasılmaları ve doğumun 2. evresinde ıkınma)
2.Doğum kanalı (kalça kemiklerinin durumu ve yumuşak dokular)
3.Fetus
Bu üç faktör doğumun normal olup olamayacağını belirler. Bunlardan herhangi birindeki anormallik doğumu güçleştirir ve hatta bezen imkansızlaştırır.
Pelvis (ya da kalça) kemiklerinin yapısı kişiden kişiye değişebilir. En ideali jinekoid pelvis denen ovoid bir yapıda olmasıdır. Ancak, bu normal yapının varyasyonlarında pelviste darlık söz konusu olabilir.
Normal bir pelviste doğum kanalını incelediğimizde girişte kanalın transvers (enine) çapının daha geniş olduğunu görürüz. Bebeğin başının da ön-arka çapı daha uzundur. Dolayısıyla doğum kanalına başın girebilmesi için bebek başının ön-arka çapının annenin doğum kanalı girişinde enine çapa uyması gerekir. Yani, bebeğin başı annenin sağ veya sol yanına bakacak şekilde yatay ya da hafif oblik (verev) olarak pelvise girer. Doğum kanalının çıkışında ise pelvisin ön-arka çapları daha uzundur. Bunun sonucunda doğumun olabilmesi için bebek doğum kanalında ilerlerken bir yandan da burgu hareketi ile başın en uzun olan ön-arka çapını pelvis çıkımının ön-arka çapına uydurması gerekir. Normalde, çıkıma geldiğinde başın arkası annenin ön tarafında olmalıdır. Bu durumda çıkıma gelen bebek rahmin kasılmaları ve annenin ıkınması ile başını geriye doğru atarak çıkımdan kurtulur. Baş çıktıktan sonra en geniş kısım olan omuzların çıkması için omuzlar da ön-arka çapa döner ve omuzlar doktorun da yapacağı manevralarla doğurtulur. Vücudun geri kalan kısmı çoğunlukla sorunsuz doğar.





Görüldüğü gibi, bebek doğum kanalından bir tünelden geçer gibi rahatlıkla geçememekte buna karşın kendini kanala uydurabilmek için birtakım manevralar yapmak zorundadır. Bu manevraları yapabilmesi için itici gücün yukarıdan bebeği aşağıya doğru zorlaması, bebeğin de bu itici güç karşısında doğru yolu ve pozisyonları kendiliğinden ister istemez bulur ve gereken manevraları yapar. İtici güç eylemin 1. evresinde sadece rahim kasılmaları iken, 2. evresinde annenin ıkınması da bu güce katkı da bulunur.
Ikınma hareketi rahim ağzı tam açılmadan hiç bir zaman yapılmamalıdır.Bebek çıktıktan sonra sıra plasenta ve eklerinin çıkmasına gelmiştir ki bu evre eylemin 3. evresi veya “halas” olarak adlandırılır. Genellikle, kısa bir süre plasentanın kendiliğinden çıkması beklenir ve sonrasında gerekirse yardımcı manevralarla plasenta ve beraberinde zarların çıkması sağlanır. Bazen, plasenta kendiliğinden çıkmayabilir. Bu durumda, doktor elini uterusa sokup elle çıkartmak zorunda kalabilir. Nadiren, plasenta rahim duvarlarına iyice yapışık olabilir ki bu durumda plasenta tamamen çıkartılamayabilir. Plasenta yapışma anomalisi olarak adlandırılan bu durum riskli bir durumdur ve kanama kontrol edilemediği taktirde annenin rahminin alınmasına kadar gidebilir.
Müdahaleli Doğum
Vajinal doğum sırasında vakum ya da forseps (kaşık) doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi (dikişli doğum) dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.
Suni sancı nedir, ne zaman verilir?
Bebek normal boyutlarda doğum kanalı ya da kalça kemikleri müsait olsa da annenin rahim kasılmaları yetersiz ise o zaman doğum süresinin uzamasına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Bu durumda, annenin rahim kasılmalarını güçlendirmek amacıyla halk arasında “suni sancı” denilen oksitosin hormonu serumla verilir. Bazen de doğum eylemi beklenen doğum zamanı geçmesine rağmen başlamayabilir ya da gebeliğe ait risklerden dolayı doğum sancılarının kendiliğinden başlaması beklenmeden doğumun gerçekleşmesi gerekebilir. Bu durumda da oksitosin verilir. Yani, oksitosin ya da suni sancı; eylemi başlatmak ve yetersiz eyleme yardımcı olmak şeklinde 2 temel amaçla kullanılır.
Oksitosin dışında su kesesinin doktor tarafından açılması da (amniyotomi) doğumun başlatılması ve eyleme yardım amacıyla kullanılır. Oksitosin, insan vücudunda yapılan bir hormondur ve birçok etkisi dışında en önemli fonksiyonu doğum sırasında rahimde kasılmaları sağlamaktır. Yanlış bir kanaat olarak suni sancının normal yolla başlayan sancılardan daha farklı olduğu düşünülür. Ancak, esasında mekanizma yetersiz olan doğal bir maddenin sentetik eşdeğerinin dışarıdan verilmesidir.
Suni sancı esasen doğal bir hormonun kullanılmasıdır ancak kullanımı sırasında belirli riskler vardır. En önemli risk, kontrolsüz veya aşırı oksitosin verilmesine bağlı rahmin aşırı kasılması ve arada olması gereken gevşeme periyotlarının olmamasıdır. Bu durum, fetusa plasentadan kan akışını engelleyeceğinden risklidir. Bu nedenle, suni sancı verilirken doktor ve hemşirelerin yakın kontrolünde uygulanması gerekir. Ayrıca, oksitosin verilmesi planlanan hastada baş-pelvis uygunsuzluğu ya da anormal geliş şekli gibi normal doğuma engel bir durumun olmaması gereklidir.

DOĞUMUN BAŞLADIĞI NASIL ANLAŞILIR ?

doğum izleme,    sezaryen doğum videoları,    canli dogum ani,    kadın ve hamilelik,
DOĞUMUN BAŞLADIĞI NASIL ANLAŞILIR ?
 
Nişan, kasılmalarla birlikte olan sancı ve/veya suyun gelmesi bize doğum eyleminin başladığını gösterir. Bu üç belirti sıra ile değildir. Her kadında ve bir kadının her doğumunda farklı sıralarla görülebilir.
Nişan: gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzında rahmi ve bebeği enfeksyonlardan korumak amacıyla pelte gibi sümükümsü bir tıkaç oluşur. Bu tıkaca da nişan denir. Rahimdeki kasılmaların etkisiyle genişleyen rahim ağzından bu tıkaç düşer. Gebe kadın bunu akıntı şeklinde fark eder. Bu sümüksü tıkaç aynı zamanda hafif pembemsi kanla bulaşmış (ancak kanama olmayan) şeklindedir. Halk arasında buna belirti, nişan, iz de denir. Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Hazırlıkları gözden geçirmek için zamanınız vardır.
Suyun gelmesi: Bebeği koruyan su kesesi gerilmelerin ve kasılmaların etkisiyle yırtılabilir. Bu nedenle amniyon suyu rahimden dışarı akar.Su kesesi üst bölgeden ve sıyrık şeklinde yırtılmışsa amniyon suyu sızıntı şeklinde akabilir. Bu nedenle gebeler idrar kaçırdıklarını ya da akıntı nedeniyle ıslaklık olduğunu düşünebilirler. Amniyon sıvı akıntı gibi koyu, kıvamlı değil, su gibi akışkandır. Rengi açık sarı ya da ıhlamur çayı gibidir. çamaşırda akıntı gibi tabaka bırakmaz. Bu nedenle aksırma, öksürme gibi nedenle olan idrar kaçırmaya benzemez. Ayrıca kendine has bir kokusu da vardır. Bu farklılıkları dikkate alarak ıslaklığın kesenin açılmasıyla ilgili olup olmadığı gebe tarafından ayırt edilir.
Amniyon kesesi yırtıldıktan sonra bebeğin ve anne rahminin mikrop alması kolaylaşır. O nedenle su geldiğinde ya da şüphe edildiğinde hemen hastaneye gitmek gereklidir. Bazen kadınlar su gelse bile ağrılar başlamadı diye hastaneye gitmeyi geciktirirler. Bu durum anne ve bebeğin mikroplarla bulaşan bazı hastalıkları kapmasına neden olabilir.Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların çoğunluğu 12 saat içinde ilk kasılmaları hissederler; kalanların çoğu bunları 24 saat içinde hisseder. Bununla birlikte yaklaşık 10 kadından birinde doğumun başlaması daha uzun sürer. Zaman geçtikçe yırtılmış amniyon kesesinden bebek ve/veya annenin enfeksiyon kapma riski artacağı için çoğu hekim kese yırtıldıktan sonra eğer beklenen tarih yakınsa 24 saat içinde oksitosinle doğumu başlatır, az sayıda hekim 6 saat içinde başlatmayı yeğler. Son çalışmalar bu noktaya gelmiş bir gebelikte doğumu başlatmak için 24 saatten fazla beklemenin yararı olmadığını, tersine zararı olduğunu gösteriyor.
Vajinanızdan sızıntı veya akıntı geliyorsa hekiminizi veya ebenizi arayın. Bu arada enfeksiyondan korumak için vajina bölgesini olabildiğince temiz tutun; banyo yapmayın veya cinsel ilişkiye girmeyin; amniyon sıvısını emmesi için ped kullanın (tampon değil); kendi kendinizi içeriden muayene etmeye kalkışmayın; tuvalette önden arkaya doğru temizlenin.
Nadiren, bebeğin gelen parçası henüz pelvise yerleşmediğinde ve keseler erken yırtıldığında (en sık olarak bebeğin prematüre veya makat gelişi olduğu durumlarda) göbek bağı "kendi üstüne katlanır" rahim boynuna doğru itilir hatta amniyon sıvısının akmasıyla vajinaya bile inebilir. Vajinanızın çıkışında göbek bağı görebiliyorsanız veya vajinanızın içinde bir şey varmış gibi hissediyorsanız hemen hastaneye gidin.
Ağrı: Doğumun başladığını gösteren bir diğer belirti de karında sertleşme ile birlikte ağrının hissedilmesidir. Başlangıçta hafif olan, kısa süren ve seyrek olan bu ağrılar gittikçe daha uzun, şiddetli ve sık hale gelir.
İlk kez anne olacak çoğu kadın (bunlarda doğum sancıları genellikle yavaş başlar ve kasılmalar kademeli olarak artar) güvenle ilk birkaç saati evinde geçirebilir. Ancak kasılmalarınız, çok güçlü başladıysa -en az 45 saniye süren ve 5 dakikadan daha sık gelen kasılmalar- ve/veya daha önce doğurmuşsanız ilk birkaç saat sancıların tamamı olabilir. Büyük olasılıkla doğumun ilk evresi sancısız geçmiştir ve rahim ağzınız bu sürede yeterince genişlemiştir. Hekiminizi aramamak -ve son dakikada hastaneye yetişmeye çalışmayı göze almak- şu an telefon etmekten daha kötü sonuçlar doğurabilir.
Bununla birlikte, ardışık birkaç kasılmayı saymış olmanız iyi olacaktır. Kasılmaları bildirirken sıklıkları süreleri ve güçleri konusunda emin olun. Sakin bir ses tonuyla konuşmak adına rahatsızlığınızı belli etmekten kaçınmayın. (Hekiminiz kasılma sırasında konuşmakta olan bir kadının sesinden doğumun hangi aşamada olduğunu anlama konusunda deneyimli olacaktır.)
Eğer siz hazır olduğunuzu hissediyorsanız, ancak hekiminiz aynı fikirde değilse, "bekle" yanıtıyla tatmin olmayın. Hastaneye gidip kontrol yaptırmak istediğinizi söyleyin. "Her ihtimale" karşı bavulunuzu yanınıza alabilirsiniz, ancak rahim ağzınız açılmaya yeni başlamışsa eve dönmeye de hazırlıklı olun.
Doğum sancıları başladığında hemen hastaneye gitmeniz gerekmez. Ancak sancılar yaklaşık 4-5 dakikada bir geliyorsa hastanede olmanız gerekir. Bazen gerçek doğum ağrılarını taklit eden yalancı doğum ağrıları gebe kadını ve eşini telaşlandırır ve hastaneye gitmesine neden olur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ağrıların gerçek mi, yalancı mı olduğunu ayırt etmek için izlemek ve bazı farklılıkları gözlemek gerekir.
Yalancı doğum ağrıları:
Sıklığı, şiddeti bakımından düzensizdir
Dolaşma, masaj ve istirahatla geçebilir
Ağrı bel, kasık ve karında hissedilir
Rahim ucunda yumuşama ve açılmaya neden olmaz.
Gerçek doğum ağrıları:
Düzenlidir
Her durumda devam eder, geçmez
Ağrı bel, kasık ve karında her noktada aynı hissedilir
Yumuşama ve açılmaya neden olur
Evde yapılabilecekler:
Dolaşabilir yada istirahat edebilirsiniz.
Duş alınabilir.
Masaj yapılabilir. Belden kalçaya doğru ve elin topuğu ile bel ve kalça üzerine basınç uygulamaları rahatlatıcı olabilir.
Valiz kontrol edilebilir.
Sık sık tuvalete gidilerek idrar yapılır.
Yapılması sakıncalı olanlar:
Ağrılar başladığında bir şey yenilmemelidir. Yemek yemek ya da Fazla miktarda sıvı almak kusmaya yol açabilir.
Gerekirse çok küçük miktarlarda sıvı alınabilir.
Biraz enerji verecek, ağızda eriyen şeker, çikolata yenilebilir.

ERKEN DOĞUM SEBEPLERİ

kadın dogum hastanesi,    dogum belirtileri,    suda dogum video,    jinekoloji kadın doğum,
ERKEN DOĞUM SEBEPLERİ
 
Erken doğum son adet tarihinden sonra 37. haftaya kadar olan doğumları kapsıyor.- Tek çocuk bekleyenlerde yüzde 10 oranında görülürken ikiz hamileliklerde bu oran artıyor. 17 yaşın altı ve 35 yaş üstü anne adayları da erken doğum riski ile karşı karşıya.

Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar oluyor. Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar indi. Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor. Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var.
BEBEK NEDEN ERKEN DOĞAR?

Bebeklerin neden erken doğdukları konusunda tek bir sebep yoktur. Bu olay çoğunlukla birçok nedene bağlı olabilir. En önemli nedenlerden biri çoğul gebelik, ,Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon sıvısının fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içine kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun en sık rastlanan sebepleri arasındadır.”
KİMLER RİSK ALTINDA?

Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adayları bu riskler açısından değerlendirilmelidir. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek olur.

- Yaşı 17’in altında, 35’in üzerindekiler
-Birden fazla bebek bekleyenler
-Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar
-Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler
-Düşük kilolu anne adayları
-Sigara kullananlar
-Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar
-Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar
-Düşük sosyo ekonomik durumda olan hastalar.

Bu risk faktörlerini önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri almak çok zor değil. “Anne kilosunun ve yaşının ideal aralıkta tutulması, çalışma şartlarının uygun olması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer kötü alışkanlıklardan uzaklaşılması ve olası erken doğum eyleminin; bel-kasık ağrısı, vajinal akıntı miktarında artış, su gelmesi, vajinal kanama gibi öncü belirtilerinin hasta tarafından erken fark edilmesi ve doktora başvurulması erken doğumu engellemede önemli ölçüde rol oynar.”

ERKEN DOĞUMUN ÖNLENMESİ

dogum evi,    yeni doğan bebe,    dogum ani video,    dogum ani goruntuleri,
ERKEN DOĞUMUN ÖNLENMESİ
Eğer erken doğum, en erken dönemlerinde yakalanırsa ve kanama, enfeksiyon ya da diğer problemler sizin fetüsünüzün sağlığını tehdit ediyorsa; doktorunuz fetüsünüzün daha iyi gelişmesini sağlayacak zamanı kazanmak için erken doğumu durdurmaya çalışabilir. Bunu başarmanın yolları aşağıda sıralanmıştır:

- Yatak istirahatı
-Su içmek ( ağız ya da damar yoluyla ekstra sıvı verilmesi)
-Rahim kasılmalarını durdurucu ya da azaltıcı ilaçların kullanılması

Erken doğumu önlemek için birçok farklı ilaç kullanılmaktadır. Bunlara tokolitik ilaçlar adı verilmektedir. Bu ilaçların hangisinin en iyi olduğu her zaman açık değildir. Genelde enjeksiyon yoluyla kullanılır. Bütün ilaçlar gibi tokolitikler de yan etki yapabilirler. Her kadın farklı yanıt verir. Bu yan etkiler şöyle sıralanabilir:
-Hızlı nabız
-Göğüste sıkıntı ve basınç hissi
-Baş dönmesi
-Ateş basması
-Sinirlilik hali

Eğer gerçekten erken doğum söz konusu değilse ya da erken doğum durdurulmuşsa, evinize gidebilirsiniz. Kendinizi denetlemek için uzanın ve parmaklarınızın uçlarıyla karnınızın alt bölgesinin tüm yüzeyini nazik bir şekilde hissedin. Rahminizin yüzeyinde katı bir kasılma hissedin. Genelde bu kasılma ağrısızdır. Eğer bu kasılmaları hissederseniz, bunları sayın. Daha sonra doktorunuza olanlar hakkında bilgi vererek onların önerilerini dinleyin. Erken doğum süreci içinde olabilirsiniz. Bazı kadınlar, belli bir süre hastanede kalmaya ihtiyaç duyabilirler. Bu, muayene ve diğer faktörlere bağlıdır.
kaynak:Hamileliğe Hazırlık Doğum ve Sonrası kitabı

DOĞUMDA KORDON DOLANMASI

dogum hastanesi,    dogum gunu hesapla,    dogum catlaklari,    tüp bebek doğumu,
DOĞUMDA KORDON DOLANMASI
Kordonun anne karnındayken veya doğum sırasında bebeğin boynuna veya değişik bölgelerine dolanması ‘kordon dolanması olarak adlandırılıyor.Bu sorun genellikle ‘uzun kordon’ sorunu ile birlikte görülüyor ve göbek kordonu ile ilgili sorunlar arasında ilk sırada yer alıyor.Kordonun boyna dolanması canlı doğumların %25 inde (bunların %21 inde kordon boyna bir kez dolanmış oluyor) görülüyor.Kordonun vücudun diğer organlarına dolanmasına ise % 1-2 civarında rastlanıyor.

Kordon dolanmasının doğuma hiçbir zararı yok.Ayrıca sezaryen müdahalesi de gerekmiyor.Ancak bazı durumlarda; örneğin, bebeğin kalp atışlarında tehlikeli düşüşlere neden olduğunda ya da doğumun gecikmesine yol açtığında sezaryen için bir neden teşkil edebiliyor.

Diğer yandan, kordon iki yada üç kez dolanmışsa bu bebeğin aşağıya inişiyle birlikte kordonun sıkışmasına ya da kan akımının durmasına neden olabiliyor ve bu durum bebeğin hayatını sıkıntıya sokabiliyor. Fakat altını çizmekte yarar var; tüm bu durumlar son derece ender görülüyor. Endişe edilenin aksine göbek kordonunun boynuna dolanması bebek ölümlerine neden olmuyor. Aksine bebeğin doğmadan ölümüne neden olan durumlar arasında en alt sırada yer alıyor. Bu arada istatistiki bilgilerde “boyuna dokuz kez dolanmış kolona rağmen sağlıklı doğmuş bebek “ olayı bile var.

Kordon dolanması gebeliğin genellikle son üç ayında fark ediliyor. Ancak detaylı bir ultrasonla bazen ilk üç ayda da anlamak mümkün. En çok da doğum eylemi sırasında anlaşılabilen bu sorun; bebek doğum kanalında ilerlerken, doğum ağrılarıyla, kasılmalarla birlikte bebeğin kalp atışlarında azalmaya (ancak bu ağrı ve kasılmalar geçince yeniden düzelir) neden oluyor. Ancak bu durum çoğunlukla bebekte kalıcı bir hasara yol açmıyor.